::: Yoga Hariom :::

BAKİRE TANRIÇA KUMARİ

e-Posta Yazdır PDF
Şeniz Pamuk
Klinik Psikolog
BEYAZ Bireysel Gelişim ve Danışmanlık Merkezi

2011 yılının Kasım ayında Nepal’e yapacağım yolculuğa çıkarken orada karşılaşmayı, görmeyi beklediğim bir çok şey vardı: Tapınaklar, Himalayalar, Buda, inekler ve maymunlar, kırmızının her tonu, yeşillikler, baharatlar, güler yüzlü insanlar, rengarenk takılar, rengarenk şallar, egzotik lezzetler.  
Geziye çıkmadan önce rehber kitebımda okuduğum Tanrıça Kumari konusu ise bana oldukça ilginç gelmekle birlikte zihnimde fazla bir yer tutmamıştı, ta ki bize gezi boyunca eşlik eden muhteşem rehberimiz Kamal bu konudan bahsedinceye kadar.  Kamal, Katmandu Vadisi’nin tanrıçası Taleju’nun ruhunun bir küçük kız çocuğunun bedeninde reenkarne olduğunu anlatmaya başladığında, konu çocuk olduğu için iyice kulak kabartmaya başladım. Kamal’ın verdiği bilgiler giderek daha ilginç olmaya başlıyordu.  Tanrıça Kumari olarak adlandırılan bu çocuklar sadece kızlar arasından, Newari kökenli Shakya ailesinden seçiliyorlardı ve 3-4 yaşını geçmemiş olmaları gerekiyordu.  Hangi kızın seçileceğine karar vermek için göz önünde bulundurulan 32 fiziksel özellik vardı. Veee, seçilecek adayların gece, loş bir odada, 108 tane yeni kesilmiş bufalo kafası ve gövdesi arasında, bir geceyi korkmadan geçirmesi gerekiyordu. Bu “cesareti” gösteren kız çocuğu Kumari olarak seçiliyordu. Kraliyet Kumarisi olarak seçilen kız, Saray Meydanı’nda kendi sarayında/evinde ailesinden ayrı olarak yaşıyordu ve yılda sadece 13 kez, o da törenlerde, tahtıravanla dışarı çıkabiliyordu, çünkü ayaklarının yere basmaması gerekiyordu. Kraliyet Kumarisi ünvanı, bu kız ergenliğe girmeden kendisinden alınıp başka bir küçük kız çocuğuna veriliyor ve “eski” Tanrıça Kumari günlük yaşamın içine bırakılıyordu.  
Batı bilimselliğinde yetişmiş bir çocuk psikoloğu olarak, bu hikaye deyim yerindeyse beni “çarptı”; beynimde bir anda binlerce soru oluştu: “Nasıl yani? Kumari seçilemeyen çocuklar kendilerini nasıl hissediyor? 3-4 yaşındaki bir çocuğun bir anda ailesinden ayrılması ve bir saraya “hapsedilmesi” onda nasıl bir travma  yaratır? Bu çocuğa kimler bakıyor? Bu çocuk sosyalliği nasıl öğrenecek? Bu çocuğun akademik eğitimi nasıl olacak? Bu çocuk 3-13 yaş arasını toplumdan tümüyle soyutlanmış, gerçekliği olmayan bir dünyada geçirdiğinde gerçeklik algısı nasıl oluşacak? Bu çocuk yetersizlik hissini, nesil farkını hiç deneyimlemezse, daha sonrasında bir topluluğun üyesi olmayı, uyum göstermeyi nasıl öğrenecek? Bu çocuk anne-babasını suçlamayacak mı, onlara öfke duymayacak mı? Bir yanda devletin içinde her türlü kurum ve kişinin üstünde bir çocuk, öte yandan yalnızlığa itilmiş bir çocuk. Bu ikilemle nasıl baş edilir? Bu çocuğun günleri nasıl geçiyor? Kesik kafalar mı? Daha neler? Kumari olmak, evet, toplum içinde çok saygıdeğer bir konum olabilir, ancak bir anda artık Kumari değil de, sıradan bir insan olduğunu öğrenmek bir çocuğu nasıl etkiler?” vb. vb. Kendimi yatıştırmak için “Canım, Musevilik ve İslam’da da sünnet var, dışarıdan bakınca, belki bu da korkunç gözüküyor, ama kültürel bir olgu ve bizlere de doğal geliyor” diye düşünmeye çalıştım. 
Sonuç olarak, bu konuya elimdeki veriler ışığında kafa yormamın beni pek de bir yere götürmeyeceğine karar verdim ve bu konuyu araştırmaya başladım. Eski Kumari’lerden birinin mutlaka bir anı kitabı yazmış olması gerektiğine karar verdim. Bir kaç kitapçıdan eli boş çıktım, ancak sonunda Thamel Meydanı’nda aradığımı buldum: Scott Berry tarafından kaleme alınan 1984-1991 yılları arasında Kraliyet Kumarisi olan Rashmila Shakya’nın anılarını anlatan “From Goddess to Mortal/ Tanrıçalıktan Ölümlülüğe” adlı kitap. Bu muhteşem geziyi düzenleyen Hari Om ve Om Yoga’nın kurucusu sevgili Bora Ercan da bana John Mellowship’in yazdığı “The Enchanted World of Kumari/ Kumari’nin Tılsımlı Dünyası” isimli kitabı hediye edince bu konudaki kaynak ihtiyacımı büyük ölçüde gidermiş oldum.  Elif Köksal’ın “Katmandu’da Ev Hali” kitabı da bazı eksik bilgileri tamamlamama yardımcı oldu.  Ben de hemen “dersimi çalışmaya” başladım. 
Şimdi hep birlikte Tanrıça Kumari’nin gizemli dünyasına doğru bir yolculuğa çıkalım. 
Kraliyet Kumariliği Nasıl Ortaya Çıkmış? 
Katmandu Vadisi’ndeki Kraliyet Kumariliği kurumu oldukça eskilere dayanmaktadır, ancak bu kurumun nasıl ortaya çıktığı tam olarak bilinmemektedir.  Hindistan’dan gelip Katmandu Vadisi’ne sığınan Hint Malla Krallığı’ndan kralın, kendi yandaşlarıyla birlikte hanedan Tanrıçası Taleju’yu da beraberinde getirdiğine inanılmaktadır. Taleju (Durga), daha önce Vadi’nin Tanrıçası olan Manesvari’yi önemsiz kılarak devletin ana Tanrıçası olmuştur. Taleju, Vadi’de tahtın kimden kime geçeceğini belirlemeye başlamıştır.  Taleju’nun gizli mantrasının hüküm süren kral tarafından başa gelecek olan kralın kulağına söylenmesi de gerekmekteydi. Mantranın aktarılışı kadar, yeni kralın Taleju tarafından da kutsanması da çok önemliydi. 
Anlatılan bir çok öykünün ortak noktası, Tanrıça Taleju’nun sık sık kralı ziyaret ettiği ve ona ülkeyi nasıl yöneteceği ile ilgili olarak öğütler  verdiğidir.  Tanrıça Taleju, bir gün kral tarafından bir hakarete ya da haksızlığa uğradığına inanır, bu hakaret bazı hikayelerde kraliçenin kıskançlığı, bazılarında ise kralın “yanlış” bakışları olarak geçer. O günden sonra Tanrıça Taleju, Shakya kastından bakire bir kız olarak görünmeye karar verir.  Nepal’de Kraliyet Kumarisi’ne tapınma geleneği İ.S. 6. Yüzyıla dayandırılabilir. Ancak, Katmandu Kumarisi’nin kendi sarayı ve festivaliyle ulusal bir “ikon”a dönüşmesi 18.yüzyılda ortaya çıkmıştır. 
Bakire Tanrıça Kumari, kralın ve Nepal halkının koruyucusu olarak kabul edilmektedir. Kral Jayaprakesh Malla devleti yönetirken Taleju’ya olan saygı ve sevgisinden dolayı ülkesini Tanrıça’nın yönettiğini ve kendisinin de onun vekili olduğunu ilan etmiştir. Ancak, daha sonrasında Kral Jaya’nın bir çok entrikaya karıştığı, Tanrıça Taleju’nun onu üç tanesinden kurtardığı, ancak dördüncü entrikadan sonra Kral Jaya’nın tahtını Prithvi Narayan Şah’a kaptırdığına inanılmaktadır. Kral Jaya, Katmandu Vadisi’nde 1734-1768 yılları arasında yaşamıştır.  Katmandu’daki Kumari Sarayı’nın da 1757 yılında inşa edildiği düşünülürse, Kraliyet Kumarisi kurumunun da bu yıllarda ortaya çıktığı düşünülebilir. 
Bu noktada, Kral Prithvi’nin Nepal’deki bir çok dağınık beyliği yenip ülkeyi birleştiren kişi olduğunu da belirtmek gerekir. Nepal’in 18.yüzyılda birleşmesi, dağlarda yaşamakta olan bir çok insanın da vadiye inmesine neden olmuştur. Ancak bu insanlar kendi kültürlerinden gurur duyuyorlardı, dolayısıyla asimile olmayı reddetmişlerdi. Bir  “kumari”ye tapınmak da dağlı Nepal’lilerin gelenekleri arasında yer almamaktaydı.  Ancak Kral Prithvi, Katmandu’nun “Yaşayan Tanrıça” ve Tanrıça tarafından kutsanma sistemini tüm ülkeye kabul ettirmiştir. 
Her ne kadar “Katmandu’nun Yaşayan Tanrıçası Kumari” ülkedeki en önemli Kumari ise de, Katmandu Vadisi’nde bir çok Kumari vardır. Bunlardan en önemlileri Patan ve Bhaktapur’daki Kumari’lerdir, ancak onlara tapan bir kral olmadığı için Katmandu’daki Kumari kadar önemli sayılmazlar. Aslında Katmandu Vadisi’ndeki tüm kız çocukları hayatlarında, kendi aileleri içinde bile olsa, bir kez Kumari olurlar; bir Mohani bayramında bu küçük kızlar Tanrıça olur ve en azından aile bireylerini kutsarlar. 
Kraliyet Kumarisi Ne Yapar?
Kumari, Nepal dilinde “genç/küçük kız” anlamına gelmektedir.  Kumari, krala olduğu kadar halka da aittir.  
Öncelikle Kumari’nin mutlu tutulması önemlidir.  Kumari mutlu olduğunda krallık zenginleşir, mutsuz olduğunda ise krallıkta sorunlar ortaya çıkar. 
Kumari, yönetici/leri kutsar. Ancak yöneticiler, özel günler dışında Kumari’yi ziyaret etmezler
Rahipler, düzenli olarak Kumari’ye tapınırlar
Kumari, dini törenleri “yönetir”; sarayın dışına çıktığı durumlarda da kendisine resmi olarak ibadet edilir. 
Kumari’nin davranışlarının ve yüz ifadelerinin doğru değerlendirilmesi sayesinde kralın doğru mu yanlış mı hükmettiği hakkında bir yargı oluşur. 
Aynı şekilde, derdine derman arayan bir çok kişiye yine beden diliyle yol gösterdiğine, kehanette bulunduğuna inanılır.  “Yabancı” veya Müslüman olanlar dışında, hangi kasta ait olduğuna bakılmaksızın herkes Kumari’yi ziyaret edebilir.  Halk Kumari’ye meyva, çiçek ya da para sunar.  Kumari’nin davranışlarının da kişinin iyi ya da kötü şansını öngördüğüne inanılır. Kumari’ye tapınanların ona aynı zamanda güç verdiklerine de inanılır. Bu güç de Kumari tarafından krala aktarılır. 
Sarayın içinde saklı olan güce dokunabilmek için Kumari’nin burada yaşaması zorunludur; tıpkı “nöbet başındaki bir asker gibi” burada durmalıdır.  Bu gücün ne anlama geldiği daha sonra ele alınacaktır. 
Newar Halkının ve Shakya Kastının Özellikleri Neler?
Kumari kurumunu daha yakından tanımak ve anlayabilmek için Katmandu Vadisi’nin ve Newar halkının özelliklerini bilmek aydınlatıcı olacaktır. 
Nepal, yaklaşık 27 milyon nüfuslu bir ülke. Katmandu Vadisi, ülkenin tam ortasında yer almaktadır. Bu bölge, yüzyıllar boyunca çeşitli toplulukların göç ettiği ya da geçtiği bir yer olmuştur. Newar halkı her zaman bu vadiye ait olduğuna inanmaktadır, ancak kimlerin gerçekten Newar olduğunu tanımlamak oldukça güçtür. Newarların bir bölümü Budist, bir bölümü Hindu’dur. Newarlar, dini açıdan son derece hoşgörülü bir toplumdur, hem Hindu hem Budist fetivallerine katılırlar ve tapınaklarını paylaşırlar. Newar topluluğunda Hindu ve Budist rahip kastları eşit derecede öneme sahiptir.
Newarlılar arasında Shakya/Bajracharya kastı özellikle önemlidir, zira Kraliyet Kumarisi her zaman bu kast içinden seçilmektedir. Bu kastın eski rahiplerin soyundan olduğuna inanılmaktadır.  Shakyalar Budisttir, ancak Tanrıça Kumari Hindu bir Tanrıçadır. Bu nedenle Tanrıça Kumari, sonsuz bir hoşgörünün de temsilcisidir. 
Newarlar için aile ve aile içi ilişkiler birinci derecede önem taşımaktadır; herkesin birincil sorumluluğu diğer aile bireylerine karşıdır.  Newarlar içinde kadının konumu da oldukça yüksektir; kadınla erkeğin neredeyse eşit söz hakkına sahip olduğu söylenebilir. Newarlar içinde sosyal ve dini yaşamı yöneten, “guti”lerden oluşan bir kurul mevcuttur ve sosyal yaşam ile ilgili bir çok kararı bu kurul verir. 
Kraliyet Kumarisi Neden Dişi?
Nepal’de evrenin bir “mandala” olduğu kabul edilmektedir. Çok genel bir tanımlamayla, mandalanın kutsal bir alanı çevreleyen bir daire olduğu söylenebilir. Mandalada parçalar bir bütünün parçaları olarak algılanırlar.  Mandalanın özellikleri şu şekilde özetlenebilir:
Merkezi kontrol eden tüm alanı kontrol eder. 
“İç”teki tüm törenler gizli olarak yapılır; bu törenler çevreye duyurulduklarında güçlerini kaybederler.
Merkez “huzur” demektir, çünkü tüm bölünmüşlüklerden uzaktır.
Hinduizm ve Budizm mandala evreninin varlığını kabul ederler.
Mandala evreninin içeriğinin dişil ve eril tanrısal güçlerden oluştuğu düşünülür. Erkekten gelen güç daha sabit ve yapılanmıştır. Her türlü akış, yaratıcılık, yumuşaklık ve enerjinin ise dişi olduğu kabul edilir. Bu enerji, bitkilerin, hayvanların ve insanların, büyümesini ve gelişmesini sağlar.  Bu güçten, bu enerjiden yoksun kalmak ise ölmek demektir.  Bu nedenle de, ona tapınmak, tapınan kişinin içinde var olan enerjilerin harekete geçmesini sağlar. Sosyal yapı, örneğin kast sistemi erildir, ancak yapılan törenler, bu yapı içindeki sınırları geçirgen hale getirir; bu da ancak dişil bir enerjiyle mümkün olmaktadır. 
Kumari’yi çevreleyen gizem, Nepal’liler için bir sorun olmak yerine, mandalanın merkezini korumak için bir gereklilik olarak algılanmaktadır. 
Nepal’de yapılan dini törenlerin ana amacı doğurganlıktır.  Bu törenlerin ilk yapıldıkları şekilde yapılıyor olması dini açıdan büyük önem taşımaktadır. Doğurganlığı, sağlık, mutluluk, bereket, başarı, ilerleme, zenginlik olarak algılamak gerekir. Törenler sırasında cinsel ilişkiden özellikle kaçınılır; bu şekilde dişil enerjinin topluma yönlendirilmesi amaçlanır.  Bu nedenle de, cinselliği olmayan dişiler, dini törenler için son derece “uygun”dur. Bu dişiler küçük kızlar olabileceği gibi,şifa dağıtan yaşlı kadınlar da olabilir.  Doğurganlığa yapılan bu vurgu, cinselliği olmayan bu dişileri aynı zamanda “anne” rolüne koyar. 
Yaşayan Tanrıça Kumari’nin aslında bir çok değişik yüzü/özelliği vardır: “Nepal’in Tanrıçası”, “Zenginlik/Bereket Tanrıçası”, “Katmandu’nun Tanrıçası”, “Savaş Tanrıçası”. Tüm bu Tanrıça kimliklerinin ortak güç kaynağı ise tek “Büyük Tanrıça”dır.  Bu güç, Kumari’nin ortama/duruma göre görüntü değiştirmesini olanaklı kılar. Bu durum aynı zamanda, bir kadının gün içinde sürekli değişen rollerine/görüntülerine (ev işlerini yapmak, dışarı çıkıp evin gereksinimlerini karşılamak, eş olmak, anne olmak) denk düşmektedir.  
Vadi Tanrıçalarının en belirgin özelliği anaç tutkularıdır.  Bu Tanrıçaların, bir kadının bebeklikten yaşlılığa kadar sahip olduğu her özelliği de taşıyabildiklerine de inanılır; kısaca Tanrıçaların anneleri, anneanneleri, büyük anneanneleri de temsil etmesi söz konusudur.  Sonuç olarak Yaşayan Tanrıça, hem Vadi’nin Anne’sini hem de geçmişteki tüm dişil ruhları temsil eder.  Bu ruhlar aynı zamanda yılan ve suyun gücünü de taşırlar ve doğru yaklaşıldıklarında ekin için gerekli yağmurları da getirirler.  Bu nedenle de Tanrıça Kumari’nin boynunda yılan şeklinde bir kolye vardır ve gücü anlatır. Tanrıça bu kolyeyi taktığında transa geçtiğine ve o durumda yüzünün bir çok önemli “işaret” verdiğine inanılır. 
Katmandu vadisindeki çiftçiler için Tanrıça özellikle çok önemlidir, çünkü  “Vadi Annesi”nin canlı enerjileri onların ürünlerinin büyümesini sağlar.  Bu çiftçiler, Vadi’nin toprağı ile her gün haşır neşir olduklarından, aynı zamanda bu “anne”nin bedeniyle de yakın temas içindedirler. 
Dişil enerjinin bu kadar yaşamsal, yaşamı için vazgeçilmez görülmesi, Kumari’nin her şart altında dişi olması gerektiğini düşündürüyor bize. 
Kraliyet Kumarisi Olmak İçin Hangi Özelliklere Sahip Olmak Gerekiyor? 
Kumari adaylarının, Kumari’ye sarayda Kumari’ye bakan ailedeki kadınlar tarafından seçilmesi ve “incelenmesi”.  Son seçim, kralın rahibi ve kral tarafından yapılır.
Kız çocuğunun Shakya ailesinden olması .
Kız çocuğunun Katmandu “baha”sına ait bir aileden gelmesi. Baha, önceleri, Budist tapınaklarının bahçesi anlamına gelirken, günümüzde Shakya ailelerinin yaşadığı konutlar anlamına gelmektedir. 
Aile içinde herhangi bir dönemde kastlararası bir evliliğin gerçekleşmemiş olması 
Kız çocuğunun 3-5 yaş arasında olması ve vücudunda herhangi bir yaranın ya da yara izinin olmaması, herhangi bir doktora ihtiyaç duymamış olması
Kız çocuğunun sürekli ağlamaması, akli melekelerinin tam olması
Kız çocuğunun asil ve vakur bir duruşunun olması
Çocuğun astrolojik haritasıyla kralın/yöneticinin haritasının uyum içinde olması
Kız çocuğunun iki “evlilik” törenini de gerçekleştirmemiş olması.
o Çocuğun 4-10 yaşında olduğu dönemde gerçekleştirilen “İhi” isimli evlilik töreninde çocuk “bel” meyvası denen bir meyva ile evlendirilir.  Bu evlilik töreninde meyva bir semboldür, evliliğin esas şekli, küçük kız çocuğunun erkek Tanrı Kumara ile evlenmesidir. Kumara, ilahi güçlerin komutanı olarak kabul edilir.  Kızlar bu evlilikle ilahi dünyayla tanışmış olurlar.  Bunun yanında, bu şekilde evlenmiş olan kız, daha ileri yaşlarında , eğer kocası ölürse “dul” kalmaya karşı da korunmuş olmaktadır. Bu bir geçiş törenidir ve bu evlilikten sonra çocuğun daha olgun davranması beklenir. 
o Bahrah” denen ikinci evlilik töreni de genellikle 10-15 yaş arasında, kız çocuğu adet görmeden önce gerçekleştirilir. Bu törende kızlar, 12 gün boyunca erkek olmayan bir odada tutulurlar ve sembolik olarak Güneş Tanrısı Surya Narayana ile evlendirilirler.  Tören bittiğinde kızların üzerine bir örtü örtülür. Kız dışarı çıktığında ilk gördüğü “erkeğin” Surya Narayana olması gerekir ve onun altın ışıklarıyla kızı “hamile” bıraktığından emin olunur.. Bu törenler çok önemlidir; bu evlilikleri gerçekleştirmiş olan kız çocuğu artık tam bir bakire değildir; bu nedenle de “Bakire Tanrıça Kumari” olmaya uygun kabul edilmezler. 
Kız çocuklarının aranan 32 fiziksel özelliğe sahip olması.  Bu özellikler arasında şunlar sayılabilir: Ayak ve ayak parmaklarının düzgün ve orantılı olması, vücudun omuz bölgesinde geniş, bel bölgesinde dar olması, göğüs bölgesinin bir aslana benzemesi, dişlerin ve ağzın düzgün olması, cildin parlak olması, vücudun bir banyan ağacına benzemesi
Kumarilik Töreni Nasıl Gerçekleşiyor?
Kumari olarak seçilen kız, öncelikle Taleju Tapınağı’na yerleştirilir, ancak bu yerleştirmenin prosedürü çok sıkı bir şekilde korunan bir devler sırrıdır.  Kumariler, genellikle Dasain Festivali’nin Kalrati gecesinde, yani bir çok bufalonun kurban edildiği “Kara Gece”de görevlerine başlarlar ve o gecede kesik başların çevresinde saat yönünde dönmeleri gerekir.  Bu kurban töreni, öfke, tutku gibi kötülükleri yok etmeyi amaçlar.  Bu törenden sonra Kumari, son yerleştirme törenine alınır.  Bu törende amaç, küçük kızın bedenindeki tüm geçmiş deneyimleri silmek ve onu Taleju’nun ruhu için saf bir araç haline getirmektir.  Yine bu nedenle artık çocuğun gerçek adı baskılanır ve ona sadece “Kumari” olarak hitap edilir.  Tören sırasında çocuk aşamalı olarak giydirilir ve tahtına oturtulur.  Daha sonra Kumari, beyaz bir bez üzerinde Taleju Tapınağı’ndan Kumari Sarayı’na kadar yürür ve Taleju’nun kılıcını taşır.  Temsil ettiği Tanrıça’nın ruhu için bir araç olan Kumari’nin de ruhani bir yol izlemesi ve görev süresi içinde tüm dini gereklilikleri yerine getirmesi beklenir.  Kumari’nin soyutlanmış yaşamı, onu tüm kirlenmişliklerden uzak tutmayı da hedefler. 
Kumari’nin Kumari Evi’nde Uyması Gereken Kurallar Neler?
Kumari’nin saflığını ve bütünlüğünü koruması için oldukça sıkı kurallar dizisine kayıtsız şartsız uyması beklenmektedir. Bu kuralları şu şekilde özetlemek mümkün:
Hiç bir zaman yere değmemek
Evin içinde sadece belli kumaşların üzerinde yürümek
Sadece saf yiyecekler yemek.  Baharat, sarımsak, soğan ve alkol tüketmemek
Topluluk içinde gülmemek ve konuşmamak
Festivaller sırasında diğer Kumari’lerle, Gavesh ve Bhairab ile konuşmamak.
Daha önce de belirtildiği gibi, Kumari’den bu kurallara uyması beklenir, ancak onun mutlu edilmesi de ülke için son derece hayati bir konudur.

SON SÖZ/ SESLİ DÜŞÜNME
Kraliyet Kumarisi neden küçük bir kız çocuğu? 
Küçük bir kız çocuğu, hemen hemen tüm toplumlarda çok sevimli ve korunma altında tutulması gereken biri olarak algılanır, çocuk olduğu için bir çok çatışmanın ve polemiğin dışında kalabilir. 
Kimse küçük bir kız çocuğunu kendine rakip olarak algılamaz; kız çocuğu çoğunlukla bir erkek çocuğuna göre daha çok sempati toplar. 
Küçük kız çocuğunun bir nevi “dokunulmaz” olduğu söylenebilir.  Çocuk hiç “kirlenmemiş” olduğu için saflığı gerçektir. 
Aynı şekilde, küçük bir çocuk,  bir durumu sorgulama, yargılama konumunda değildir; bir planı, bir stratejisi olamaz.  Çocuk sürekli sarayın içinde tutulduğu için de bu saflık hep korunur, hiç bozulmaz, kirlenmez. Bu nedenle çocuğun önünde eğilen yönetici de, çocuğunun derdine derman arayan anne de bir yerde eşit konumdadırlar.  
Sistem, bu çocuğa atfedilen statü ve çocuğun yüz ifadeleri ile beden dili üzerine kurulmuştur. Çocuğun  o derece art niyetsiz olduğu düşünülür ki, verdiği her tepki “ Kral Çıplak” öyküsündeki çocuğun tepkisi gibi “içten” olarak değerlendirilir. 
Çocuğun aslında sakin olmak ve kurallara uymak dışında hiç bir beceri sergilemesi gerekmez. 
Çocuk, bir yerde o kadar “tarafsız”dır ki, herkes ona tüm ihtiyaçlarını yansıtabilir. 
Tüm bu koşullar, kurulmuş olan düzenin yürümesi için ideal olarak düşünülebilir.  Hatta, şu anda iktidarda olan Maoist Parti’nin bile bu sistemi ortadan kaldırmaması bu koşullara bağlanabilir. 
Kraliyet Kumarisi Olan Çocuk Açısından Durum Nasıl Algılanıyor Olabilir?
Kraliyet Kumariliği, çocuğun hayatında, aşağı yukarı 3-13 yaşları arasında, 8-10 yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem, aslında çocuğun tam da toplum kurallarını, otoriteyi kavramaya başladığı bir dönemdir. 
Kumari, bu dönemde, bir yandan çok ciddi bir kurallar sisteminin içindedir, bir nevi baskı altındadır, öte yandan kendisine “bakan” yetişkinler ve kendi yaşıtları arasında sadece “onun istekleri” yerine getirilmektedir.  Çocuk, ülkeyi yöneten kişiyi kutsama yetkisine sahiptir, hatta “yüz ifadeleri” ile onun yapacakları ve geleceği hakkında yönlendirmelerde bulunmaktadır, ancak muhtemelen yarattığı etkinin pek de farkında değildir.  Öte yandan çocuğun böyle bir kurallar düzeni içinde yer alması, onun daha sonrakine yaşamına uyum sağlamasında kolaylık sağlayabilir.  Çocuğun bu kuralları sorgulaması söz konusu bile değildir, ancak bu belki de Nepal kültürü içinde zaten çok doğal kabul edilen bir durum sayılabilir. 
Bu düzen içinde, çocuğa bakım veren yetişkinin çocuğa angaje olması, çocuktan gelen sinyalleri takip edip kendi davranışını, çocuğun ihtiyaçlarına uygun hale getirmesi sanki pek de söz konusu değil. Sistemin  yapısı her şeyin belirleyicisi olarak gözükmekte.  Öte yandan, Nepal son derece geleneksel bir ülke ve “olması gerekenlere” göre davranmak sıradan evlerde de talep edilen, son derece doğal görülen bir durum. Bireysellik, kişisel farkların öne çıkması, bu özelliklerin değerli sayılması, toplumsal değerler arasında yer almıyor.
Çocuk, neden böyle bir düzenin içinde olduğuna, düzenin içindeyken pek de anlam veremez, ancak düzenin içinden alındıktan ve düzene dışarıdan bakabildiği noktada bulunduğu konumun önemini kavrayabilir, ancak o noktada da artık “söz” sahibi değildir.  Çocuk, bu süreç içinde sadece “özel” olduğunun farkında olabilir. Onda artık bir Tanrıça’nın özellikleri vardır. İyi de Tanrıça olmak tam olarak nasıl bir şeydir? Çok özel ve güzel bir şeydir sanki. Çocuk, bu özel durumunu açıklamak için kendi kafasında muhtemelen senaryolar kurar, çünkü ona yapılan açıklamaları tam anlamıyla kavraması pek mümkün gözükmemektedir.  Ancak Tanrıça olmanın neden “geçici” olduğunu kavramak çocuk açısından oldukça zor olacaktır. 
Anne ve babasının çocuğu bu konum için “vermiş” olmaları da çocuğun muhtemelen yaşamının değişik noktalarında sorgulayacağı bir konudur.  Onun böyle özel ve kutsal bir konumu yaşamasına ve ülke için yararlı bir şeyler yapmasına olanak sağlamak mı, yoksa “normal” bir çocukluk geçirmesine olanak sağlamak mı?  İşte bu noktada, bu konumuyla ilgili çocuğa neler anlatıldığı, çocuğun bu konumunu kendi yaşam deneyimleri içinde ne kadar anlamlı ve değerli bir yere koyduğu çok belirleyici olacaktır. 
Çocuk, için özellikle başlarda çok ürkütücü de olabilecek bu yaşam deneyimi, bazı yönleriyle de çocuğu çok tutan özellikler barındırır.  Öncelikle çocuğun günlük yaşamı son derece sabit ve her ayrıntısı planlanmış bir düzen içinde geçer.  Çocuğun tüm temel bakım ihtiyaçları en güzel şekilde karşılanır. Çocukla çok yakından ilgilenen bakıcıları ve kendi soyundan kişilerden oluşan bir “ailesi” vardır.  Tüm bu ögeler, çocuğun hayatında bir süreklilik sağlar, çocuğa bir öngörme olanağı verir.  Çocuk her ne kadar kesintili bir bağlanma yaşamış olsa da, güven duygusunun çok büyük bir darbe almamasına olanak sağlar. 
Bu çocuk anne ve baba imgesini hangi verilerle oluşturur? Teorik olarak, çocuğun güvenli bir bağlanma oluşturması için annenin ya da bakım veren kişinin çocuğun ihtiyaçlarını doğru olarak anlaması, tanımlaması ve onları çocuğun ihtiyaçlarını giderecek şekilde gidermesi gerekir.  Bu kişi, çocuk ihtiyaç duyduğu anda ulaşılabilir olmalıdır; ilişki uzun zaman dilimleri boyunca kesintiye uğramamalıdır. Çocuk, bu ilişkiler sayesinde kendisine bakım veren kişilerin yatıştırıcılığını, besleyiciliğini, yol göstericiliğini içselleştirmeye başlar. Bir Kumari söz konusu olduğunda, bu gereklilikler, bir anne tarafından diğer bir “anneye” bırakılmaktadır. Daha sonra da çocuğu devralan anne, çocuğun artık büyüdüğü ve başka bir çocuğa annelik yapacağı gerekçesiyle, anneliği yine biyolojik anneye devreder.  Bu geçişler kadar, bu geçişler için çocuğun ne kadar hazırlandığı da önemli. Bir Kumari, içindeki “anne” ve “baba” imgelerini bir kaç kaynaktan oluşturmak durumundadır.  Verilen bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla bu geçişler, özellikle de çocuğun evinden alınıp Kumari yapılması, oldukça hızlı ve ani olmaktadır.  Çocuk, bu kopuklukları, kesintiye uğramış güven duygusunu tamir ya da telafi etmek ciddi tutarlılıklara ihtiyaç duyacaktır. 
Bu düzen içinde, çocuğun gelişimsel olarak cinsel kimliğini kesinlikle öğreneceği düşünülebilir, ancak aynı şey, çocuğun nesil farkını öğrenmesi, kendi yetersizliklerini fark etmesi ve daha sonra da kabul etmesi için de söylenebilir mi? 
Bu dönem içinde, Kumariler kendi yaşıtları olan kızlarla da erkeklerle de gerçek arkadaşlık ilişkileri kurma olanağına sahip değiller, çünkü çevrelerinde bulunan yaşıtların onların her dediklerini yapmaları gerekiyor.  Yani, arkadaşların, kardeşlerin oluşturduğu sosyal mikrokozmostan mahrum kalmış oluyorlar. 
Çocuğun karşı cinsle ilişkisi de bu bağlamda ele alınabilecek konulardan biri. Bu çocuklar, babanın ilgisini çekmek, anneyle, babanın ilgisi için rekabete girmek gibi deneyimlerden son derece uzak bir şekilde büyümekteler. Bu dönemde, bir kadınla bir erkeğin nasıl ilişki kurduklarını ve bu ilişkiyi nasıl yürüttüklerine dair gözlemlerde bulunma fırsatları da yok.  Dolayısıyla, akranları ergenlik döneminde karşı cinsle ilgilenmeye başlamışken, onlar daha erken dönem arkadaşlık ilişkilerinin denemelerini yapmak zorundalar. 
Bu çocuklar, kendilerini birilerine beğendirmek, birilerinin takdirini kazanmak zorunda da değiller. Daha sonrasında, özellikle okul ortamında, öğretmenin takdirini almak zorunda olmak, onlar açısından uyum sağlaması zor bir durum olabilir. 
Bu ortam içinde, çocuğun belki de kendini geliştirme konusunda en yetersiz kalacağı konulardan biri çatışma ve sorun çözme becerilerini kazanması olacaktır. Çocuk, büyüklerle ve yaşıtlarıyla çatışma yaşamayı, çatışma çözmeyi, uzlaşmayı, sorun çözmek için strateji geliştirmeyi ve uygun davranış biçimleri geliştirmeyi öğrenmek için pek de fırsat bulabilirmiş gibi gözükmemekte bu ortamda. 
Kumari’nin yaşamında belki de en rota dışı yönlerden biri, çocuğun yaşına uygun zorluklarla karşılaşmıyor olması.  Örneğin, normal eğitim sisteminin içinde yer almamak, onları yaşıtlarının baş etmesi gereken bir çok zorluktan muaf tutuyor.  Bu çocuklar, anlamını tam da kavramadıkları bir takım görevleri yerine getiriyorlar, ancak genel anlamda onlardan beklenen bir performans yok, örneğin arkadaşlarıyla iyi geçinmek, odasını toplamak, derslerinde başarılı olmak gibi. Öte yandan, bu çocuğun taşımakta zorlandığı kıyafetler içinde yılda 13 kez dışarı çıkıp gülmeden ve konuşmadan bir tahtıravanın içinde dolaşması, hiç yere basmaması, yılda bir kez kesik kafaların arasında dolaşması da hayli zorlayıcı.  Burada soru şu: Çocuk bunları ne kadar bir başarı olarak algılıyor? Bu işlerde kendini karşılaştırabileceği hiç bir yaşıtı yok.  Dolayısıyla çocuk yapabildikleriyle gurur mu duyuyor yoksa içten içe, kendi yerinde kim olsa itiraz etme olanağı olmadığı için aynı şeyleri yapacaktı gibi mi düşünüyor? Yani, gösterilen “başarı” nın aslında kendisiyle bir ilgisi olmadığına mı inanıyor? 
Çocuk, hayatının oldukça kritik bir dönemini, sadece “var olduğu” için her türlü saygı,ilgi ve hürmeti görerek geçirdikten sonra, bir anda bu saygı ve ilgiyi bir şeyler başararak, bu başarıyı sergileyerek kazanmak durumunda kalıyor. Çocuk kendini çok özel zannederken bir anda sıradanlığı ile yüzleşmek zorunda kalıyor. Hedef koymak, rekabet etmek gibi kavramların oluştuğu kritik dönemleri geçtikten sonra, yaşıtlarının artık belli bir hedefe doğru adım adım ilerlediği bir yaşta, yani performansın sıradanlaştığı bir yaş döneminde performans kavramıyla tanışıyor. 
Bu düzen içinde, vurgu daha çok çocuğun işlevi, sembolize ettikleri üzerinde olup çocuğun çocuk olarak olayı nasıl yaşadığı daha ikinci derecede bir öneme sahip gibi görünmektedir.  Kumari, herkesin gözünde çok değerli ve yetkindir, ancak acaba çocuk kendini değerli ve yetkin olarak algılayabilmekte midir?  Çocuğun kendini değerli, önemli hissetmesi için daha doğrudan, kendi başına, birebir deneyimledikleri önem kazanmaktadır. Çocuğun bir kendilik algısı oluşturması için öncelikle bağlandığı yetişkinlerin gözündeki yerini bilmesi gerekir, diğer bir deyişle bir aynaya gereksinimi vardır. Bu bağlamda, çocuğun bakım veren ailesinin yanında biyolojik ailesinin duruşu büyük önem kazanmaktadır.  Çocuğun aileden uzak olduğu dönemde de, aslında bu aileye ait olduğu, çok özlendiği, yerinin doldurulamadığı, bu önemli görevden sonra yerinin hazır olduğu vurgulandığında, çocuğun kendini daha güvende hissetmesi mümkün olabilir.  Çocuğun hem biyolojik hem de dönemsel olarak bakım veren ailesi tarafından sevildiğini bilmesi, hissetmesi de çok üzerinde durulması gereken bir nokta. 
Kumarilik dönemi bittikten sonra, sıradan vatandaş olmaya alışmak için, ailenin desteği ve anlayışı, geçişin yumuşak olması, çocuğun yeni hayatı için bazı becerilerle donatılmış olması, eski bir Kumari olmaktan ötürü takdir ve hayranlık görüyor olması büyük önem kazanıyor. Bu sistem içinde en belirgin eksiklik, çocuğun yaşam becerileriyle donatılmamış olmasıdır. Son dönemlerde, çocuğun eğitimine ağırlık verilerek bu eksiklik de bir ölçüde aşılmaya çalışılıyor. Kraliyet Kumarisi dışında da, bir çok Kumari’nin olması da durumu bir nebze normalize ediyor olabilir. 
Kraliyet Kumariliği sistemi, Nepal’in masalsı havasını daha da belirginleştiriyor.  Nepal kültürü içinde sanki her öge bir diğeriyle bağlantılı, her ögenin masal içinde önemli bir yeri var.  Bazı noktalarda, insan ruhunun daha “karanlık” ,yetersiz yönleri sanki biraz küçümseniyor.  Ancak yine de Kraliyet Kumarisi olma konumunun çocuk üzerinde geriye dönüşü olmayan izler bırakacağını düşünmek biraz önyargılı bir yaklaşım olur.  Ülkenin toplumsal yapısı,inanışları, gelenekleri, Kumari kurumunun taşıdığı büyük önem, bir Kumari’nin karşılaşabileceği bir çok sorunu da bir ölçüde telafi ediyor muhtemelen. Çocuğun, yaşamının daha sonraki evrelerinde Kumari olmayı bir eziyet değil de bir ayrıcalık olarak görebilmesi önemli bir tamir mekanizması olabilir.
Sürprizlerle dolu Nepal’e sevgiyle....


 

Om Yoga Market

Hariom Yoga Blog

Geziler

Kitaplık

You are here: Anasayfa Gezi Yazıları BAKİRE TANRIÇA KUMARİ